Yüreğim Orada Kaldı

 

 __________

Masalı Dinlemek İçin Play Tuşuna Dokunun         

 

  Yeni okulumda göreve başlayalı bir hafta oldu. Yeni bir çevrenin verdiği ürkekliği yavaş yavaş üstümden atmaya başladım. Öğretmen arkadaşlar iyi, öğrenciler iyi, derslere girip çıkıyorum. Fakat eski okulum ve öğrencilerim bir türlü aklımdan çıkmıyor. Bir teneffüs sırasında nöbetçi öğrenci, ziyaretçilerim olduğunu söyledi. Merakla birinci kata indim. Bir de ne göreyim! Eski okul müdürüm, öğretmen arkadaşlarım ve otuz kadar öğrencim hayırlı olsun demeye gelmişler. Dünyalar benim oldu!

Bu kadar kalabalık misafiri ancak yemekhanede ağırlayabileceğimi düşünerek oraya davet ediyorum arkadaşları. Hâl hatır sorma işi bittikten sonra muhabbet başlıyor. Arkadaşlar sitemlerini sözleriyle belirtirken, öğrenciler bakışlarıyla anlatıyorlar. Otuz çift göz, lisân-ı hâl ile soruyor sanki: “Niçin bizi bırakıp gittin, niçin çiçeklerini terk ettin? Anladık bizi sevmiyorsun!..” Konuşuyorum, gülüyorum ama içimdeki burukluk gittikçe büyüyor... Bir şeyler düğümleniyor boğazıma. Öğrencilerimin sitemli bakışları devam ediyor. Gözlerimi kaçırmak istiyorum, ama mümkün olmuyor...

Misafirlerim bir müddet oturduktan sonra: “Hayırlı olsun, Allah utandırmasın!” deyip gidiyorlar. Bahçe kapısına kadar uğurluyorum onları ve isteksiz adımlarla öğretmenler odasına çıkıyorum. Pencerenin  önüne geçip arkalarından bakıyorum... Yetim ve boynu bükük bıraktığım çiçekler uzaklaşıyorlar. Bazıları dönüp dönüp bakıyor...

Bu ziyaretler daha sonraki haftalarda da devam etti. Perşembe günleri ne zaman son derse girsem, pencereden dışarıya baktığımda, lacivert önlüklü dört beş öğrencinin geldiğini görüyor, onların gelişini içim sızlayarak seyrediyor, aşağıya indiğimde Meryem, Hülya, Çiğdem ve Tülin’i beni bekler buluyordum.

Her seferinde hâllerini, hatırlarını soruyor, dersleri hakkında bilgi alıyordum. Yeni şiirler yazıp yazmadıklarını sorduğumda omuzlarını silkerek:

-Siz gittikten sonra şiiri bıraktık, diyorlardı.

Ben, bir şeyler yazmaları için yalvarıyor:

-Çocuklar hiç olmazsa benim aleyhime yazın, sizi bırakıp gittiğimi yazın, diye tahrik etmeye çalışıyordum ama bir türlü iknâ olmuyorlardı veya ben öyle sanıyordum.

Bir gün postacı bir mektup getirdi. Gönderen belli değil. Fakat yazısından tanıdım, Çiğdem’di bu. Hem de dediğim konuda yazmış: “Vefasız Öğretmen” Sevinsen mi, üzülsem mi bilemedim...

Birkaç gün sonra iâde-i ziyarette bulunmak için eski okuluma gittim. Teneffüse çıktıklarında, öğrencilerimi göreyim diye okulun bahçesine doğru yürüdüm. Bütün öğrenciler: “Hoş geldiniz öğretmenim!” diyerek etrafımda toplandılar. Yine hâl hatır sorma ve yine sitemler... Derken ders zili çaldı. Kimse sınıfa gitmiyor:

-Haydi çocuklar, zil çaldı, sınıflarınıza gidiniz, diyorum. Yerinden kıpırdayan yok.

-Haydi yavrum, sınıflarınıza, diye ikinci kez tekrarlayınca, Meryem:

-Ne yani, bizi bırakıp gittiğiniz yetmiyormuş gibi, şimdi de yanınızdan mı kovuyorsunuz, deyince susup kalıyorum. Ben onlara bakıyorum nemli gözlerle, onlar bana...

Baktım derse girecekleri yok. Sınıflara doğru yürüdüm. Onlar da yürüdü. Sınıfın birine girdim ve öğretmen masasına oturdum. Onlar da sıralara oturdular.

 

Bilgi bahçesinin gülü,

Bir çiçektir öğrenciler.

Gönülleri sevgi dolu,

         Bir çiçektir öğrenciler.

 

           Gözler yıldız, dilleri bal,

           Al bayrakta beyaz hilâl.

           Okul ağaç, öğretmen dal,

           Bir çiçektir öğrenciler...

 

         Şiirimi okudum ve hiçbir şey demeden çıkıp gittim. Çünkü artık konuşacak hâlde değildim. Yalnız sınıftan çıkarken birkaç damla yaşla beraber içimden bir şeylerin kopup masanın üzerine düştüğünü hissettim...